Evli ve Çocuklu ve Evde
Fit olmaya değer mi dünya? - Senai Demirci’den

Her şey kendisinden öte bir amaç için vardır. Kendisini aşmayan şeyler için işe yaramaz deriz. Örneğin bir kalem yazmıyorsa, kendini aşmıyor demektir. Bu haliyle kalem bile değildir. Kendini aşmayan kalem kendine bile kalem olmaz. Kalem kalamaz. Kalem, kalem ise yazmalıdır. Yaza yaza eksilmeli, eskimelidir. Kâğıtla buluştukça, el üstünde tutuldukça, kalemden fazlası olur kalem. Kâğıtlar üzerinde hiçleşir yok olur ama bıraktığı izlerle yeni baştan var olur.

Peki ya kalemin yazdığı kâğıt okunur değilse, kâğıt olarak kalır mı? Mektup diye adlandırılabilir mi? Yazı da, kâğıt da olduğundan fazla olmaya adaydır. Bir çift göze değmeye değer olmaları gerekir. Bir aklın kıvrımlarında yeni baştan akmalıdırlar. Bir kalbin taraçalarında yeniden kanatlanmalıdırlar. Okunamayan mektup, mektup olarak kalamaz. Anlamsızlaşır. Kâğıdı paçavralaşır. Yazıları kargacık burgacık çirkinliklere iniverir.

Kendini aşmayan bir şey kendisi bile olamaz ilkesi bir kez daha okunur böylece. Okunmaya değer bulunmuş bir mektup kıvrılır bir kenara. Belki atılır. Belki bir daha okunmamak üzere saklanır. Tüketilir ama fazlasıyla var olur bir insan gönlünde. Bir ruhtan bir ruha köprü olarak gidip gelir. Küskünlük sellerini, suskunluk vadilerini aşar. Mektuptan fazlası olur. Kelimelerin gömleğine sarılı anlamlar, harflerin el ele tutuşarak taşıdığı mesajlar kâğıttan da, kalemden de, yazıdan da ötedir.

Peki ya mektubu okuyan insan? O nerededir? Anlamların buluştuğu bir kalbin sahibi olarak kendisi kendisiyle yetinmeli midir? Varlığın böğrüne eklenmiş bir soru işareti olarak kendini bitmiş bir cümle olarak mı görmeli? Varlığının anlamına nokta koyup kapatmalı mı cümleyi? Ben benden ibaretim! deme hakkı var mı insanın? Kendini aşmayan şeyler kendine kalmazdı hani Toprağa tohum nasıl atıldıysa, insan da yeryüzünün toprağına öylece atılmıştır. Tohum toprağa atılır. Üzeri belki çamurla örtülür. Derince bir çukurda tutulur. Bunu yapan çiftçiler, tohumdan tohum olmaktan fazlasını bekler. Tohumu toprağa toprakta kalsın diye atmazlar elbet! Faraza öyle sanırsa tohum, çürür, kaybolup gider. Yeryüzüne başını uzatmadığı için kaybedildiği bile fark edilmeyen talihsiz bir kayıp oluverir. Eksikliği çekilmeyen bir eksik olmak ne büyük eksikliktir! Arayanı olmayan bir kayıp olmak ne acı bir kayıptır! Tohumun kalbinde filiz olmak yazılıdır.

Tohumun özünde dal budak olup göğe uzanmak, yaprak yaprak, çiçek çiçek büyümek, meyveye durmak kayıtlıdır. Tohum, kendi kabuğunun içine hapsolacak kadar küçük değildir. Görünür hacminin sınırları içinde kalma hakkı yoktur. Kabuğunu çatlatmalıdır. Kendini aşmalıdır. Kendinden öteye uzanmalıdır. Kendinde kendinden fazlası olduğunu inanmayan bir tohum, tohum bile olamaz. Toprağa atılmaz. Ekilmez. İnsan da öyledir işte. Kendinde kendinden fazlası olduğuna inanmalı. Kalem gibi eksildikçe yazmalı. Eskimeli ama yazmalı, iz bırakmalıdır. Kalem gibi sivrilip güzelce yazma uğruna ömrü kısalmalıdır. Tohum gibi kabuğunu çatlatmalı. Dünya toprağına razı olmamalı. Dünyada-şimdilik-olduğunu ama dünyadan ötesine yazgılı olduğunu hiç unutmamalı.

Dar bir ayakkabı giydin mi hiç? Ayaklarını sıkan ama bir türlü çıkarmak istemediğin bir ayakkabı. Buraya fit olan o dar ayakkabı içine koyar kalbini-ayaklarını değil. Buradan ötesini istemeyen kalıbının bir andan bir ana geçemeyen daracık hapsine sıkıştırır kalbini. Sonsuzluğa açılan, temkine gelmeyen kalbinin kanatlarını bir tutam yem uğruna kafeslerde kanattıkça kanatır. Kalbine bir bak.. Ne kadar çok emelleri var! Ne bitimsiz aşkları var! Ne usanmaz hayalleri var. Umutların ömrünün sınır çizgisinin çok çok ötesinde. Emellerin ecelinin eşiğinden çok ötelere uzanıyor. O yüzdendir herkes ama herkes ecelinin eşiğinde tökezler. Kaçınılmaz sondur bu. Öldüğüne razı olan yoktur. Son nefesini alırken, nefese doyan yoktur. Hangi yaş olursa olsun, ömrün bitişine razı olduğun bir rakam gösteremezsin. Ayağın takılır ecel eşiğine. Gönlünün gözü ötelerde gördüklerine kilitlendi diye. Ayağında dar ayakkabılarla nereye böyle?

Şems-i Tebrizi ‘den

“Sabırsızsın…

Oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine. Dünya sabırla döner. Çünkü güneşin de, ayın da zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır.

Uyum güzelliktir. Uyum, suyun özelliğidir. Su, sabrın simgesi, istiridyenin yurdudur. Su olmasaydı, inci de olmazdı. Sabırlı ol ki istiridye gibi inciler yapasın.

Sözler hakikat değildir, ağzımdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil, yaşamaya ihtiyaç vardır. ”

Nefis

Nefis, ama hiç nefis değil. Ne kadar zor geliyor bir başkası anlatsa çocukca ve saçma gelecek şeylere kırılmak, kafayı takmak. Hem de her daim şükretmem gereken bir dolu şey varken her daim, ve ben şükürden bu kadar acizken, yıllar öncesine geri dönüşler yapmak, belki o dönemde bir ihtimal  kazandığım sevapları bozuk para gibi harcamak.

Affet Allah’ım.

Affet.

Affet.

Affet…

Ayrılık Ne Biliyor musun ?


Ne araya yolların girmesi
ne kapanan kapılar
ne yıldız kayması gecede ne güz
ne ceplerde tren tarifesi ne de turna katarı gökte
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
ardında dunyalar ışıyan camlar dururken
duvarlara dalıp dalıp gitmesiml;

söyleyecek kimsesı kalmamak ayrılık
saçına rüzgar sesıne ışık düşürememek kimsenın
parmaklarını sözüne pınar edememek
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
evlerle sokaklar arasında bi ayrım kalmaması
ayrılık yağmurdan vazgeçiş sudan üşüme yalnızca gölge vermesi

ağaçların güneşin bi ceza gibi doğmaması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bi geri dönüş

Şimdi Anlıyo musun Gidişinin Neden Bir Ayrılık Olmadığnı

(Alıntı..)

x ve y nin aşkı :D

Cosinus ailesinin genç delikanlısı X matematik üzerindeyken kordinat düzleminde ki sinüs ailesinin güzel kızı Y’ye aşık olur. . Y’de X’e aynı duygularla bağlanır. . Matematik kitabının 39. sayfasında buluşmaya karar verirler. . Trigonometrinin zalim tanjantı bu haberi alır ve bu iki aşığı ayırmak için zalim bir plan yapar, çünkü tanjat kızı Y’yi zengin fonksiyonla evlendirerek sayı değerini arttırmayı planlar. Y’ye gidip X’in polinomla yasak bir aşk yaşadığını söyler. . Buna inanan Y hemen X’i terk eder. . Tüm Matematik köyü sakinleri X’i yalnız bırakır, artık kimse X’e değer wermez X’de matematik köyünü terk eder. . babasının zalim planını öğrenen ve X’in köyü terk ettiğini duyan Y karekökünü alarak intihar eder. . X’inse nereye gittiğini kimse bilmez , o gün bu gündür X bir bilinmeyen olur. . :))

Can Dündar’dan…

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor


Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız


Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi?


Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur


Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz


Gerçekte hız çağında yaşıyoruz Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük


Sevmeye bile vaktimiz yok bizim


Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor
İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında Ama yine de vaktimiz yok işte!
Bence doğanın kara bir laneti Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor


Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok
Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık


Aceleye ne gerek var?


Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş


Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda.

analogdialog:

Cliff Edge Residence
analogdialog:

Turett Collaborative Architects

analogdialog:

Turett Collaborative Architects